Pazar, Ekim 21, 2018
   
Yazı
Hata
  • JUser::_load: Unable to load user with id: 63

El-ADİL 2, 9 REBİÜLEVVEL 1435 (10 OCAK 2014)

                                                                                                           alt  

           

                  alt

 

        

                                                                                   alt

 

 

                    EY İMAN EDENLER!

 

                                           Adalet Timsâli Şâhitler Olun.

 

Ey iman edenler! Allah için adaleti (hakkı) ayakta tutan (hâkimler), adalet timsâli şâhitler olun. Bir kavme duyduğunuz kin sizi adaletten sapmaya sevketmesin. Âdil davranın, takvâya daha yakın olan da budur. Allah’a karşı takvâlı olun (emirlerine uygun yaşayın). Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır. (Maide Suresi / 8)


                              

                                         KUR'AN'IN ANLAMIYLA BULUŞUYORUZ

 

           ALLAH (CC) ADALETİ EMREDER

 

     Rahman ve Rahim Allah’ın Adıyla

  • Şu bir gerçek ki Allah, size emanet (ve iş)leri mutlaka ehline (İslâm’a göre ahlâkı sağlam, yeteneklilere) vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Gerçekten Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz Allah, (her şeyi) işiten ve görendir. (Nisa Suresi: 58)
  • (Ey müslümanlar!) Böylece sizi dengeli (seçkin ve adaletli) bir ümmet kıldık ki, insanlara karşı (adaletin örneği ve hakikatin) şâhitler(i) olasınız ve Peygamber de sizin lehinizde şâhit olsun. (Resûlüm! Biz vaktiyle arzulayıp da şu anda) yöneldiğin kıble (olan Kâbe’)yi ancak (sen) Peygamber(im’)e uyanları, topukları üzerinde geri dönen (münâfık ve mürted)lerden ayıralım (da onlar bilsinler) diye kıble yaptık. Gerçi bu (çevrilme) elbette Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerden başkasına ağır gelmektedir. Allah sizin imanınızı (Mescid-i Aksâ’ya yönelerek kıldığınız namazlarınızı) asla zâyi edecek değildir. Şüphesiz Allah, insanlara karşı çok şefkatlidir, çok merhametlidir. (Bakara Suresi: 143)
  • “Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı tam olarak, adaletle yerine getirin, insanlara eşyalarını (haklarını) eksik vermeyin ve yeryüzünde (Allah’ın koyduğu sosyal ilkeleri değiştirerek) bozgunculuk yapmayın, kargaşa çıkarmayın (ve fenalık yapmayın)!”(Hud Suresi 85)

 

 

                     alt                                        alt

 

 

 

                                           alt

                                           alt

 

                               O’NUN (sav) AHLAKI KUR’AN’DI

 

  •  Abdullah İbni Amr İbni’l-Âs (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

       “Şüphesiz ki, adâletle iş gören ve hükmedenler, Allah katında nurdan minberler üzerinde Rahmân’ın sağ elinin yanında olacaklardır. O’nun her iki eli de sağdır. Bunlar, hükümlerinde ve aileleri ile sorumlu bulundukları hakkında adâleti gözeten kimselerdir”. Müslim, İmâre 18; Nesâî, Âdâbü’l-Kudât  1﴿

  •    Enes b. Mâlik (r.a.)’in rivâyet ettiğine göre Rasûlullâh (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

     “Hükmettiğiniz zaman adâletle hükmedin. Öldürdüğünüzde de güzel bir yolla (eziyet etmeden) öldürün. Şüphesiz ki, Allah güzeldir, iyi ve güzel muameleden hoşlanır”.Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat, 6/40; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 5/197.﴿

  •    Ubâde b. Sâmit (r.a.)’den rivâyete göre, o şöyle demiştir:

“Rasûlullah (s.a.v)’e zor ve kolay hallerimizde, sevinçli ve kederli günlerimizde dinleyip itaat etmek, işinin ehli yöneticiyle emirlik konusunda tartışmamak, nerede olursak olalım hak ve adâleti söyleyip Allah uğrunda hiçbir kınayanın kınamasından korkmayıp bu korkuyla hakkı bırakma­mak üzere biat etmiştik”.   Nesâî, Bey’at 4; Tirmizî, Siyer 34; İbn Mâce, Cihad 41.

 

 

                   alt

 

 

                                                     

                                                        alt

 

 

 

                                                 alt

 

 

             alt

 

 

                alt

 

 

 

 

 

ADALET, AH­LÂKÎ ERDEMDİR.

 

 

Kur’ân-ı Kerîm’de hak ve adaletin mutlaklığı öylesine vurgulan­mıştır ki bizzat Allah’ın âhirette hiçbir haksızlığa mahal verilmeyecek şekilde adaletle hükmedeceği ve onun bu vaa­dinin kesin (hak) olduğu belirtilmiştir.(10/Yûnus, 54-55; 21/Enbiyâ, 47; 39/Zümer, 69.) Hükümde, idarede ve beşerî münase­betlerde adalet insanlığın ve İslâm’ın hedefi olmakla beraber, belli bir uygulama ve davranışın her zaman ve her yerde adaleti temin edip etmediği hu­susu önemli bir problem teşkil etmek­tedir. İslâm düşünürlerine göre bura­da iki kategori vardır. Birincisi akla dayanır ve devamlıdır; bu kategoriye gi­ren davranışlar daima âdil ve güzeldir. Söz gelişi iyiliğe iyilikle karşılık vermek, zarar vermeyene zarar vermemek gi­bi. İkincisi kanun ve kaideye dayanır, dolayısıyla izafîdir ve zaman içinde de­ğişebilir. Bu tür adalet, bazan muka­bele yoluyla ve mecazen “Kötülük, tecavüz” gibi kelimelerle de ifade edi­lir. Meselâ kötülüğe kötülükle muka­bele etmek, tecavüzü aynı ölçüde tecavüz ile karşılamak gibi. Ayrıca kısas, diyet, tazminat, misilleme de bu kategoriye giren örneklerdir. (el-Müfredât, ‘adl, md. )

Allah’ın adaleti, var olan her şeye varlık hiyerarşisi içindeki durumuna göre tamlık ve mükemmel­lik kazandırmasıdır. İlâhî adale­t, varlık sahnesinde yer alan her varlı­ğın bütün gelişim safhalarında ve hatta her cüzünde tecellî etmiştir.

Hz. Peygamberin adalet sıfatını kaza­nabilmesi, daveti yani risâlet görevini yerine getirmesi, bu konuda insanların keyfî istek ve arzularını hesaba kat­maksızın ilâhî emirlerin gösterdiği şe­kilde doğru olması ve Allah’ın daha önceki kitaplarda bildirdiği ebedî ger­çeklere inanması şartına bağlanmış­tır. (42/Şûrâ, 15.)

İnsanın Allah nezdinde en üstün değer ölçüsü olan takva (49/Hucurât, 13.) erdemine nail olabil­mesi için âdil olması (5/Mâide, 8) ve adaletli söz söylemesi (6/En’âm, 152.) gerekir. Esasen doğrulukla (sıdk) birlikte adalet (adl) de ilâhî kelâmın bi­rer niteliğidir. ( 6/En’âm, 115.)

Adalet sıfatı kaybo­lursa bundan fazlalık veya eksiklik şeklinde iki taraf doğmaz; sade­ce zıddı ve karşıtı doğar ki o da cevrdir” (İhya, III. 54; Mânü’l-amel, s. 91.)

Adaletin ölçüsü yahut dayanağı hakkaniyettir. Hidayete hak sayesinde ulaşılabileceği gibi ada­let de hakka uymakla sağlanır. Hak, sabit bir kanun ilkesidir. Bir hak konusunda hüküm verilirken, hak­kın kendi lehine hükmedilmesi halinde bundan memnun olan, fakat aleyhine hükmedilmesi durumunda bu hükmü tanımayan insanlar için “İşte bunlar za­limlerdir” ( 24/Nûr, 48-51.) denilmiştir. Şahsî menfaat temini, akrabalık, düşmanlık gibi hissî durumlar, taraflardan birinin soylu veya aşağı ta­bakadan olması, bedenî veya ruhî ba­kımdan kusurlu bulunması gibi ahlâk kanununu ilgilendirmeyen sebepler bir hakkın ihlâlini, örtbas edilmesini ve sonuç olarak adalet ilkesinden sapmayı mazur gösteremez. (5/Maide, 8; 4/Nisâ, 3; 3/Âl-i İmrân, 75.)

                                                                                      ...

Adalet, ferdî ve içtimaî yapıda dirlik ve düzenliği, hakkaniyet ve eşitlik ilkelerine uygun yaşamayı sağlamaktır.

Adalet, ah­lâkî erdemdir.

Adalet, “Davranış ve hükümde doğru olmak, hakka göre hüküm vermek, eşit olmak, eşit kılmaktır.

Adalet, Allah’a şirk koşmamaktır.

Adalet, orta yoldur, yapılması gerekenin en iyisini ve uygun olanı yapmaktır, istikamettir.

Adalet, düzendir, dengedir, denkliktir, eşitliktir, gerçeğe uygun hükmetmedir, doğ­ru yolu izlemektir, takvaya yönelmektir, dü­rüstlüktür, tarafsızlıktır.

Adalet, insanın fizyolojik ve fizyonomik yapısındaki uyum, ahenk ve estetik görünümdür.

Adalet, insanın ruhî ve manevî yapısında bulu­nan denge (itidal) ve ahenktir.

Adalet, insanların keyfî istek ve arzularını hesaba kat­maksızın ilâhî emirlerin gösterdiği şekilde doğru olmaktır.

Adalet, başkalarının geli­şigüzel istek ve telkinlerinden etkilen­meyen istikrarlı bir doğruluk ve ahlâk kanununa itaatla gerçekleşen ruhî den­ge ve ahlâkî kemaldir.

Adalet, hayatın her anında aşı­rılıklardan uzak bir davranış sergilemektir.

Adalet, içtimaî bünyede de aşırılıklardan uzak, dengeli ve uyumlu bir hayat tarzı benimsemektir.

Adalet sıfatından yoksun olan kişi dil­siz, âciz ve hiçbir işe yaramayan bir köle gibidir. Böyle birisi, adalet faziletini kazanmış, dolayısıyla doğru yolu bulmuş olanla bir tutulabilir mi?

Adalet, kazanılması gereken bir kemal, olgunluk sıfatıdır.

Adalet, insanın ahlâkî davranışlarının öteki temel faziletleriyle uyumlu bir sonucudur.

Adalet, zulüm ve zulme boyun eğme diye adlandırılan iki rezaletin or­tasıdır.

Adalet, sadakattir, ülfettir, vefadır, şefkattir, sıla-i rahimdir, iyiliğin karşılığı­nı vermedir, ortak işlerde dürüst hareket etmedir, hak­ları güzellikle ödemektir, yakınla­rın ve erdemli kişilerin dostluğunu kazan­maktır, teslimiyettir, tevekküldür, ibadettir.

Adalet, borcunu vermek, alacağını istemektir; görevini yerine getirmek ve hakkını almaktır.

Adalet, iyiliğe iyilikle karşılık vermektir, zarar vermeyene zarar vermemektir.

Adalet, kısastır, diyettir, tazminattır, misillemedir.

Adalet, verilen ile hak edi­len arasındaki dengedir. Bu denge bazı hallerde eşitlikle gerçekleşir; ancak adalet eşitlik değil, dengedir... ( Bu yazı, Türkiye Diyanet Vakfı Ansiklopedisi [DİA], İstanbul, 1988; 1/341-344. Sayfalar arasında yer alan Adalet maddesinden uyarlamıştır.)



 

 

 

alt

    

                                                      alt

 

 

                                                           alt

 

 

                                                           alt

 

 

                       alt

 

Bu köşenin içeriği KUR’AN’IN ANLAMIYLA BULUŞMAK PLATFORMU tarafından hazırlanmıştır. Ayet mealleri Hasan Tahsin Feyizli'nin Hazırladığı Feyzü'l Furkan Açıklamalı Kur'an-ı Kerim Meali’nden alınmıştır.   Ayet meallerinin tamamına www.kuranimiz.net, ses dosyalarına www.akradyo.net adreslerinden ulaşabilirsiniz. Görüş ve önerileriniz için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

 

 

PaylaşŸ