Pazartesi, Kasım 19, 2018
   
Yazı
Hata
  • JUser::_load: Unable to load user with id: 63

KUR'AN VE BİZ, 30 REBİÜLEVVEL 1435 (31 OCAK 2014)

                                                                                                                                                             

                                                                     alt

 

                                              alt

 

 

                                                                                                  alt

 

 

                          EY İMAN EDENLER!

                                              Allah’a saygı duyup emrine uygun yaşayın.

 

Ey iman edenler! Eğer Allah’a saygı duyup emrine uygun yaşarsanız, size, iyiyi kötüden ayırt eden bir anlayış/bir nur verir. Kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir. (Enfal Suresi 29)

 

 

                                                  KUR'AN'IN ANLAMIYLA BULUŞUYORUZ

                                     KUR’AN HERKESİ UYARMAK İÇİN VAHYEDİLDİ

 

                                                                                       Rahman ve Rahim Allah’ın Adıyla

  • De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” (cevap olarak) de ki: “(Benim hak peygamberliğime) benimle sizin aranızda, Allah şahittir. Bu Kur’an bana, gerek sizi, gerek ulaştığı herkesi uyarmam için vahyedildi. Siz, Allah ile beraber başka tanrılar olduğuna şahitlik mi ediyorsunuz?” (Cevaben) de ki: “Ben şahitlik etmiyorum.” “O, ancak bir tek ilahtır. Muhakkak ki ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden de uzağım.” de. (En’âm /19)
  • Eğer Kur’an, (dedikleri gibi bir kitap) olsaydı da, (okuyunca) onunla dağlar yürütülse veya onunla yer yarılıp parçalansa ve onunla ölüler konuşturulsaydı (iman etmeyen yine iman etmezdi). Ama (Kur’an bunlar için inmemiştir), bütün işler Allah’a aittir. İman edenler (kafirler hakkında) daha bilmediler mi ki eğer Allah (kulları iradelerine bırakmayıp da) dileseydi, bütün insanları doğru yola iletirdi? (Allah’ın emirlerinden yüz çevirip) küfre sapanlara gelince, Allah’ın vaadi (kıyamet) gelinceye kadar; yaptıkları işler yüzünden ya kendilerine şiddetli bir felaket gelecek veya (o felaket) yurtlarının/evlerinin yakınına inip duracaktır. Şüphesiz ki Allah vaadinden dönmez. (Ra’d /31)
  • (Ey Resûlüm!) Şüphesiz biz, bu Kitab’ı sana hak/gerçek olarak indirdik. O halde Allah’a, O’nun dinine ihlasl(a gönülden bağl)ı olarak kulluk et. (Zümer /2)

 

 

                  alt                                        alt

 

 

 

                                               alt

 

                                               alt

 

                                O’NUN (sav) AHLAKI KUR’AN’DI

 

  1. Sehl bin Muâz el-Cühenî, babasın­dan (r.a.) rivayete göre Allah Resulü (sav)şöyle buyurdu:

             "Kim Kur'ân okuyup da onunla amel ederse, kıyamet gününde babasının başına ışığı dünya evlerindeki güneşin ziyasından daha parlak bir taç giydirilir. Varın, Kur'ân'la bizzat amel edenin ışığı nasıl ola­cak, bir düşünün?" (Ebû Dâvud)

  1. İbni Ömer (r.a.) den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav)şöyle buyurdu:

     “Sadece şu iki kimseye gıpta edilir: Biri Allah’ın kendisine Kur’an verdiği ve gece gündüz onunla      meşgul olan kimse, diğeri Allah’ın kendisine mal verdiği ve bu malı gece gündüz O’nun yolunda harcayan kimse.”(Buhârî, Müslim,Tirmizî,İbni Mâce)

  1. Nevvâs İbni Sem’ân radıyallahu anh şöyle dedi:

       Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i:

             “Kıyamet gününde Kur’an ve dünyadaki hayatlarını ona göre tanzim eden Kur’an ehli kimseler mahşer yerine getirilirler. Bu sırada Kur’an’ın önünde Bakara ve Âl-i İmrân sûreleri vardır. Her ikisi de kendilerini okuyanları müdafaa için birbiriyle yarışırlar”buyururken işittim. (Müslim, Tirmizî)

 

 

            

                       alt

 

 

 

 

                                               alt

 

 

 

                                                     alt

 

 

                       alt

 

 

                     alt

 

 

 

KUR’AN’IN KALBE İNİŞİ

Fahri Kainat’ın (sas) eşsiz güzellikteki hayatından okuyacağımız şu misaller, bu gerçeği ne güzel ifade eder! Aişe (ra) şöyle anlatır: “Bir gece Resulullah bana:

“–Ey Aişe! İzin verirsen, geceyi Rabbime ibadet ederek geçireyim” dedi. Ben de:

“–Vallahi seninle beraber olmayı çok severim, ancak seni sevindiren şeyi daha çok severim” dedim. Sonra kalktı, güzelce abdest aldı ve namaza durdu. Ağlıyordu… O kadar ağladı ki, elbisesi, mübarek sakalları, hatta secde ettiği yer sırılsıklam ıslandı. O, bu haldeyken Hz. Bilal namaza çağırmaya geldi. Ağladığını görünce:

“–Ya Rasulullah! Allah Teala sizin geçmiş ve gelecek günahlarınızı affettiği halde niçin ağlıyorsunuz?” dedi. Bunun üzerine Allah Resulü:

“–Allah’a çok şükreden bir kul olmayayım mı? Vallahi bu gece bana öyle ayetler indirildi ki, onları okuyup da üzerinde tefekkür etmeyenlere yazıklar olsun!” karşılığını verdi ve:

Muhakkak ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün ‘birbiri ardınca gelip gitmesinde’ (ve uzayıp kısalmasında) akl-ı selim sahipleri için (Allah’ın birliğine ve kudretine ait ibret verici) deliller vardır. (İşte) o (akl-ı selim sahibi) kimseler ayaktayken, otururken, yan taraflarına yaslanarak yatarken Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler (ve derler ki:) “Ey Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın. Seni tenzih ederiz, bizi ateş azabından koru.” (Al-i İmran Suresi,190-191) ayetlerini okudu (İbn-i Hibban, II, 386).

Allah Resulünün zeytin gibi simsiyah olan saçlarında artık ağarmalar başlamış, nurdan bir şuleyi andıran beyaz teller gözükür olmuştu. Sebebini soranlara: “Hud suresi ve kardeşleri (Vakıa, Hakka, Mürselat, Nebe’ ve Tekvir) beni ihtiyarlattı” (Tirmizi, Tefsir 57/3297) buyurmuştu. Çünkü Hud suresindeki:

O halde sen (Rasulüm!) Beraberindeki tevbe edenlerle birlikte, sana emredildiği gibi, istikamet üzere (dosdoğru) ol. Aşırı gitmeyin (asla ilahi hududun dışına çıkmayın). Çünkü O, yaptıklarınızı hakkıyla görendir. (Hud Suresi, 11/112) buyrukları Efendimiz’in kalbine inmiş, ondan hem kendisinin hem de beraberinde bulunan tüm mü’minlerin “istikamet üzere olmalarını” talep etmişti. İtikat, ibadet, muamelat, ahlak ve adapta farz-ı daim halinde istikamet üzere bulunmak gerçekten zordur. Buna bir de ümmetin istikamet üzere olması eklendiğinde işin ne kadar zorlaştığı daha iyi anlaşılır. İşte Efendimiz’in belini büken ve saçlarını ağartan bu zorluk olmuştur. Vakıa, Hakka, Mürselat, Nebe’ ve Tekvir sureleri ise dehşetli kıyamet ve mahşer sahnelerinin sergilendiği surelerdir. Sıradan bir müslümanın bile okuduğunda kendinden geçtiği, kalbi yerinden çıkacak gibi olduğu ateş parçası gibi bu surelerin Resulullah’ın o ince, rakik, hassas kalbinde nasıl yakıcı, kavurucu, derin tesirler bıraktığını hayal etmek bile imkansızdır.

Bir de Efendimiz’in kalbine inen Kur’an’ın sahabe-i kiramın kalbine nasıl yansıdığına bakalım. İşte Hz. Ebu Bekir’in hali… Kendisi şöyle anlatıyor:

“Bir gün Resulullah’ın yanında bulunurken “Kim bir kötülük yaparsa (tevbe edip bağışlanması hariç) onun (karşılığıy)la cezalanır da artık kendisine Allah’tan başka bir dost ve bir yardımcı bulamaz.” (Nisa Suresi, 123) ayeti nazil oldu. Efendimiz:

“-Ebu Bekir, bana indirilen bu ayeti sana okutayım mı?” buyurdu. Ben:

“-Tabii ki ya Rasulullah” dedim. Bana bu ayeti okuttu. Sanki belimin kırılıp ayrıldığını hissettim ve öylece kasılıp kaldım. Peygamberimiz:

“-Neyin var, ne oldu?” diye sordu. Ben:

“-Anam babam sana feda olsun ya Rasulullah, hangimiz günah işlemez ki! Şimdi biz işlediklerimiz yüzünden mutlaka cezalandırılacak mıyız?” diye üzüntümü ifade ettim. Bunun üzerine Allah Resulü şu açıklamayı yaptı:

“-Ey Ebu Bekir! Sen ve diğer mü’minler hatalarınız sebebiyle dünyada (bazı sıkıntı ve meşakkatlere uğratılarak) cezalandırılırsınız. Öyle ki Allah’a günahsız olarak kavuşursunuz. Diğerlerine gelince onların yaptıkları biriktirilir ve cezaları kıyamet gününe bırakılır.” (Tirmizi, Tefsir 4/3039).

Kur’an’ın kalbe inişine bir misal de Hz. Ömer’den verelim. Bir gün Hz. Ömer, bir evin önünden geçerken, hane sahibinin, evin dışına taşacak kadar yüksek bir sesle Tur suresini okuduğunu işitti. Adam:

“Rabbinin azabı elbette vuku bulacaktır, onu önleyecek hiçbir şey yoktur” (Tur Suresi, 7-8) ayet-i kerimesine gelince, Hz. Ömer bineğinden indi, bir müddet duvara yaslanarak dinledi. Sonra bu ayetin ikazındaki şiddetin tesiriyle evinde bir müddet hasta yattı. (İbn Recep el-Hanbeli, et-Tahvif mine’n-nar, Dımaşk, 1979, s. 30)

Kur’an-ı Kerim Rasulullah’ın kalbine indi. Oradan sahabenin kalbine, onlardan da nesiller boyu diğer mü’minlerin kalplerine intikal etti. Şimdi nöbet sırası bizdedir. Kur’an-ı Kerim ilk nazil olduğu şekilde, doğruluk, safiyet ve temizliği ile elimizdedir. Bizim onu okuma, anlama ve kalbimize indirme vazifemiz vardır. Çünkü ancak onun manaları kalbimize indiği zaman o bizi kötülükleri terk etmeye, iyilikleri yapmaya ve Kur’an ahlakıyla ahlaklanmaya sevk edecektir. Bu açıdan boğazdan aşağı geçmeyen okuyuşlarda bir hayır yoktur.                            

                                                                                                                      Prof. Dr. Ömer Çelik

 

 

                                                                 alt

 

 

 

                                                alt

 

                    alt                                   alt

 

 

                           alt

 

 

Bu köşenin içeriği KUR’AN’IN ANLAMIYLA BULUŞMAK PLATFORMU tarafından hazırlanmıştır. Ayet mealleri Hasan Tahsin Feyizli'nin Hazırladığı Feyzü'l Furkan Açıklamalı Kur'an-ı Kerim Meali’nden alınmıştır.   Ayet meallerinin tamamına www.kuranimiz.net, ses dosyalarına www.akradyo.net adreslerinden ulaşabilirsiniz. Görüş ve önerileriniz için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

PaylaşŸ