Pazartesi, Kasım 19, 2018
   
Yazı

KUR'AN-I KERîM'İN HAYAT TASAVVURU

alt

Kur'an-ı Kerim'i insan hayatının belirli bir boyutuna inhisar ettirme çabası, her şŸeyden önce Allah (cc), insan ve evren arasındaki ilişŸkilerin kapsamıyla bir tekabüliyet sorunu yaşŸayacaktır. Öte yandan bu inhisar ettirme çabasının, insanı, kısırlaşŸtıracak denli bir boyutsuzlukla karşŸı karşŸıya getirdiğŸini zaten modern zamanlarda tecrübe etmişŸ durumdayız. Batı'daki Rönesans, reformlar ve aydınlanma düşŸünceleri ile kilise arasındaki gerilimin, son kertede Tanrı'ya hayattan el çektirmesi ile sonuçlanması, insan için hayatın birçok alanında vakum üretmişŸti. BaşŸlangıçta bu vakumun hümanist bir temelde insani imkan ve enstrümanlarla doldurularak Tanrı yerine ikame olması beklenmişŸti. Erken modernleşŸme teorileri de insanın bilgisiyle keşŸfettiğŸi alanlar genişŸledikçe, Tanrı'nın alanının daralacağŸını öngörmekteydi. Daha sonraki süreçte dünya ölçeğŸinde meydana gelen olaylar, doğŸrusu Tanrı'ya tekrar çağŸrı yapan imalar taşŸımaktaydı.

Aydınlanma'nın rasyonel bireyi, içinde gizem, sır, mistik ve mitikliğŸin olmadığŸı bir kozalite içerisinde tanımlanmışŸtı ve doğŸrusu oldukça da heyecan vericiydi. Fakat geldiğŸimiz noktada, batılı sosyologların ortak kanaati de odur ki, bu birey iflas etmişŸtir. Nitekim yeni dini hareketler adı altında dünyada boy gösteren olaylar, bunun üzerine oldukça bereketli malzeme taşŸırlar. Fallar, burçlar, gizemler, mitler, eskiden hurafe denilerek ötelenmeye çalışŸılan geleneksel dini anlayışŸlara rahmet okutacak mebzuliyette insan hayatında yer almaya başŸlamışŸlardır. İnsanlar, Tanrı'nın kilise ya da cami köşŸelerinde, insanın acziyeti ve inlemelerine bigane kalmasından memnun değŸildir ve O'nu tekrar hayatına geri çağŸırmaktadır aslında. Sorun; falların, burçların, çağŸdaşŸ hurafelerin, gizemlerin, mitlerin sahte tanrılarının insan hayatını dinamitlemeden önce, gerçek Tanrı ile hayat içerisinde interaktif bir ilişŸkiye girebilmektedir. (Çünkü Tanrı da tabiata, dünyaya ve tarihe müdahildir.)

Hayatın Limit(sizliğŸ)i:

İnsanın kompleks bir yapıdan oluşŸtuğŸunu söylemek, aynı zamanda onun çok boyutlu olduğŸunu ve bu boyutlar arasında girift bir ilişŸkiler ağŸının bulunduğŸunu da ifade etmek demektir. Hem insanın sahip olduğŸu kapasite ve aidiyetler, hem de insanı çevreleyen objeler ve onlarla ilişŸkiler, insan hayatının bu giriftliğŸinin çok boyutlu niteliğŸini anlatmak açısından iki temel noktadır. İnsanın cinsiyeti, yaşŸı, bedensel durumu, doğŸduğŸu yer, yaşŸadığŸı mekanı vb.nin yanı sıra kabilesi, milleti, sosyal sınıfı da "insan" kavramını çeşŸitlendirmektedir. ֖te yandan toplum, ekonomi, kültür, çevre, fizik gibi insanı çevreleyen unsurlar da insan boyutlarının çeşŸitlenmesine katkıda bulunurlar. İnsanı bu farklılıkları ve boyutları içerisinde doğŸru olarak okuyabilmek ve taşŸıyabilmek, aynı zamanda gündelik olayların sağŸlıklı analizi açısından da elzemdir.

Tam da bu noktada Batı ve İslam düşŸüncesinde insan tanımlarına dair bir küçük kıyas verelim. Batı düşŸüncesi içerisinde gelişŸtirilen "Homo-economicus", "Homo-Religious" vb. insan tanımları, aslında insanın farklı boyutlarının her birini diğŸerinden bağŸımsızlaşŸtırarak ele alan tanımlardır. Yine mesela insanın "alet yapan", "düşŸünen", "politik" bir hayvan şŸeklinde nitelenmesi, temelde aynı zafiyeti taşŸıdığŸı gibi, daha da ötede insanı salt biyolojik bir mekanizmaya indirgeyerek "hayvan"la eşŸitlemektedir. Halbuki insan; iradesi, aklı ve değŸer üretimi ile hayvandan asli biçimde farklılaşŸmaktadır. Biz ise insanı ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel vb. boyutları olan bütünsel bir varlık olarak görmekteyiz ki, O, Adem'in çocukları olarak "EşŸref-i mahlukat" olmaya da "Esfel-i Safilin" olmaya da uygun potansiyeller taşŸır. Batı düşŸüncesindeki insan tanımlarında, insanın farklı boyutları birbirinden bağŸımsızlaşŸtırılarak belirli alanlara inhisar ettirilirken, İslam düşŸüncesi insanın farklı boyutları arasındaki giriftliğŸe ve ilişŸkilere dikkat çekmektedir. Aslında burada "pagan" ve "tevhid" anlayışŸının izlerini sezmek mümkündür.

 

Biz ara başŸlıkta geçen "hayatın limit(sizliğŸ)i" kavramsallaşŸtırması ile insan hayatının çok boyutlu kapsamlılığŸına ve bu boyutlar arasında karşŸılıklı etkilere dayanan girift ilişŸkilerin olduğŸuna dikkat çekmek istiyoruz. Böyle bir dikkat çekişŸin temel sebebi de, insana külli hakikat konusunda bir yön gösterme ve perspektif belirleme iddiasında olan dinin ve onun somutlaşŸmışŸ biçimi olan kutsal kitabın ve özelde Kur'an-ı Kerim'in, insan hayatına tüm boyutlarıyla değŸinmesinin bir zorunluluk olduğŸunu belirtmektir. şžayet bir ilahi vahiyden bahsediyorsak, bunun her şŸeyden önce bir Tanrı-insan hiyerarşŸisine dayanması ve insana tüm boyutlarıyla değŸinmesi gerekmektedir. Bu açıdan Kur'an-ı Kerim'in aynı zamanda bir hayat kitabı olduğŸunu; hayata dair bir felsefe, perspektif ve ufuk gelişŸtirdiğŸini görebilmek önemlidir.

 

Kur'an-ı Kerim'in Hayatı KavrayışŸı:

 

Batı düşŸüncesi içerisinde gelişŸtirilen "Homo-economicus", "Homo-Religious" vb. insan tanımları, aslında insanın farklı boyutlarının her birini diğŸerinden bağŸımsızlaşŸtırarak ele alan tanımlardır. Yine mesela insanın "alet yapan", "düşŸünen", "politik" bir hayvan şŸeklinde nitelenmesi, temelde aynı zafiyeti taşŸıdığŸı gibi, daha da ötede insanı salt biyolojik bir mekanizmaya indirgeyerek "hayvan"la eşŸitlemektedir.

 

Kur'an-ı Kerim'in yirmi üç sene gibi bir zaman süreci içerisinde inzal olduğŸu sıklıkla söylenen bir gerçeğŸi yansıtmaktadır. Bu cümlenin kanaatimizce en anlamlı vurgusu, Kur'an-ı Kerim'in mesajları ile toplumsal anlayışŸ ve değŸişŸimler arasındaki paralelliklerdir. Dolayısıyla Kur'an ile hayat arasında diyalojik bir ilişŸki söz konusudur. Nitekim biz bunu Hz. Peygamber'in (s.a.s.) hayatında izleyebiliyoruz. Aliye İzzetbegoviç'in "Kur'an'ın bütün tefsirleri, onun Hadis'e yani hayata başŸvurulmadan anlaşŸılmaz olduğŸunu göstermektedir" (İzzet Begoviç, 1994; 239.) sözü bu bağŸlamda önemlidir.

 

Yukarıda zikrettiğŸimiz önermelerin birkaç noktaya gönderme yaptığŸını söyleyebiliriz. ֖ncelikle Kur'an, hayatın dekoderidir. O, kıyamete kadar geçerli olan evrensel prensipleri ihtiva ederken, bu prensiplerin tarihsel süreçte ve hayatın formları içerisinde bir açılımı söz konusudur. Dolayısıyla o, sadece bir dönemin hayatını değŸil, hayatın tüm dönemlerine yol gösterecek bir potansiyele sahiptir. İnsan hayatını tüm boyutlarıyla kuşŸatıcıdır ve hiçbir boyutunu dışŸarıda bırakmaz. Hayat da Kur'an-ı Kerim'in hem tarih üstü hem de tüm tarihsel dönemler boyunca bir açılım zeminidir.

 

Bu bağŸlamda Kur'an-ı Kerim'in zamana dayanıklı olduğŸunu söylemek mümkündür. Dolayısıyla Kur'an-ı Kerim zaman içinde tüketilemez. Bu bağŸlamda tarihsel kimi düşŸüncelerin özelde Kur'an-ı Kerim'i zaman açısından sorunsallaşŸtırıcı yaklaşŸımları, zımnen onun hayata dair yetersizliğŸini iddia etmişŸ olmaktadır. DiğŸer yandan insanlığŸın bilgi birikiminin Kur'an'ı aşŸacağŸına/aşŸtığŸına olan vurgular da gerçeğŸi yansıtmamaktadır. Gerçekte Davies'in de belirttiğŸi gibi, "Bilginin birikimi, hiçbir zaman kavramların anlamını tüketemez." (Davies, 1996; 85.) Bu açıdan da Kur'an hayatı kavramaktadır.

Kur'an-ı Kerim, insana hayata bakışŸta bir pespektif ve ufuk kazandırmak niyetindedir. O, hiçbir zaman insanı detaylarda boğŸmaz. Tam tersine hayatın anlamını; hayata, insana, topluma, evrene nasıl bakılması gerektiğŸini anlatır. Tanrı-insan, insan-insan, insan-çevre gibi temel unsurlar arasındaki ilişŸkileri ve hiyerarşŸileri kurar.

Kur'an-ı Kerim, insana hayata bakışŸta bir pespektif ve ufuk kazandırmak niyetindedir. O, hiçbir zaman insanı detaylarda boğŸmaz. Tam tersine hayatın anlamını; hayata, insana, topluma, evrene nasıl bakılması gerektiğŸini anlatır. Tanrı-insan, insan-insan, insan-çevre gibi temel unsurlar arasındaki ilişŸkileri ve hiyerarşŸileri kurar.

şžunu çok iyi bilmekteyiz ki; objeler dünyasının kendinden menkul bize sundukları bir anlam yoktur. EşŸyadan hareket, son kertede bir materyalizm ve hedonizm üretmektedir. Kur'an-ı Kerim, ancak Allah'ın (cc) ezeli ve ebedi varlık olduğŸunu; insanı ve evreni yarattığŸını, kulluğŸun insana temel bir görev olarak yüklendiğŸini; ölümden sonra bir hayatın varlığŸını belirtmektedir. Bu çerçevede dünya; ahireti kazanmanın bir imkanı ve geçici bir konaklama yeridir (Bakara, 36). Hayat; ancak tümüyle Allah'a (cc) vakfedildiğŸi asli anlamına uygun yaşŸanır. Bunun dışŸındakiler "aldatma", "iğŸva" ve "geçicilik" ֖te yandan Kur'an-ı Kerim, insanın üzerinde yaratıldığŸı "fıtrat" bağŸlamında onu okumakta, fıtratıyla paralel bir hayat tasavvuru sunmaktadır.

Kur'an-ı Kerim'in Hayat Tasavvuru:

"Hayat" kavramı üzerinde yapılan tartışŸmalardan en önemlisi, onun sınırlarına dair olandır. İnsan doğŸduktan itibaren bir hayata gözlerini açar ve somut olarak bir tek hayatı yaşŸamaktadır: Dünya hayatı. şžayet dünya, yegane hayat olarak algılanırsa, dünyaya ve hayata bakışŸ ona göre olacaktır. Bu algılayışŸın somut neticesi, hazza dayalı, insanın tamamen doruk noktasına kadar arzularının tatminini amaçlayan bir hayat yaşŸamasıdır. Kadim gelenekler ve dinler, genel olarak ölümden sonra bir hayatın olduğŸuna vurgu yaparak, hayatın süresini oldukça uzatırlar. LJünkü bu ebedi bir hayattır. Ahiretin varlığŸı direkt olarak birinci elden, dünya hayatını bir "imtihan" statüsüne kavuşŸturur. Böylece dünya hayatı uhrevi hayatın bir imkanı olarak ortaya çıkmaktadır. Her iki hayat arasında bir süreklilik bulunmakla birlikte, dünya hayatının anlamı, içeriğŸine yönelik bir perspektif, Kur'an-ı Kerim'in insana kazandırmaya çalışŸtığŸı bir çerçeve olarak görülebilir. Kur'an, dünya hayatının geçiciliğŸinin öncelikle altını çizerken, ahireti kalıcı bir yurt, varılacak yegane mekan olarak öne çıkarmaktadır (Bakara, 36-40).

 

Doç. Dr. Mustafa Tekin

 

PaylaşŸ