Cumartesi, Ocak 20, 2018
   
Yazı
Hata
  • JUser::_load: Unable to load user with id: 63

SAMİMİ DÖNÜŞ

alt

Ey iman edenler! Tam ve kesin  bir tevbe ile Allah’a yönelin. (Böyle yaparsanız) umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi alt tarafından ırmaklar akan cennetlere koyar. O gün Allah, Peygamberi(’ni) ve onunla beraber olan mü’minleri utandırmayacaktır. Onların nuru (o gün Sırât’ta) önlerinde ve sağlarında koşacak (aydınlatacak)tır. Diyecekler ki: “Ey Rabbimiz! Bizim nurumuzu tamamla (cennete kadar devam ettir, söndürme) ve bizi bağışla, doğrusu sen her şeye kâdirsin.” (66/Tahrim,8)

Mealde “tam ve kesin bir tevbe” şeklinde Türkçeleştirilmiş olan “nasuh tevbesi” müfessirler tarafından sâdık bir tevbe, günaha bir daha dönmemeye kararlı bir kimsenin tevbesi olarak tefsir edilmiştir. Böyle bir tevbenin önceki günahları tamamen ortadan kaldıracağı da tefsirlerde geçmektedir.
İbn-i Kesir, nasuh tevbesinin, tevbe edenin hal ve harekâtını düzelten tevbe olduğunu, böyle bir tevbe ile insanın daha önce yaptığı bayağılıklardan uzaklaşmış olacağını söylemektedir.
Hazreti Ömer, kendisine tevbe-i nasuh nedir? diye soranlara; tevbe-i nasuh, tevbe eden kimsenin işledeği kötü fiilden uzaklaşıp bir daha öyle bir fiile dönmemesi demektir diye cevap vermiştir. İslam âlimleri bu ve benzeri ifadelere dayanarak tevbe-i nasuhu hâl-i hazırda işlenmekte olan günahı terk etmek, geçmiş günahlardan dolayı pişmanlık hissi içinde olmak ve gelecekte günah işlememeye azmetmek olarak tanımlamışlardır. Tevbe edenin, üzerindeki kul haklarından da, hak sahiplerini razı ederek kurtulması gerektiği yine âlimlerin tevbe-i nasuh ile ilgili verdikleri bilgiler arasında yer almaktadır.
Hasan-ı Basrî Hazretleri, tevbe edenin, severek işlediği kötü fiilden nefret eder hale gelmesini ve o fiili hatırladıkça Allah’tan bağışlanma dilemesini  nasuh tevbesinin belirtisi saymıştır.
İmam Gazali, İhya adlı eserinde günah işleyenin iman bakımından durumunu anlatırken şu örneği vermektedir:
Bir doktorun, hastasına herhangi bir şeyin zehirli olduğunu, onu katiyyen yememesi gerektiğini söylemiş olduğunu düşünelim. Hasta, doktorun bu uyarısına aldırmayarak zehirli şeyi yerse bu, o kimsenin, doktorun var olduğunu, doktor olduğunu inkâr ettiği anlamına gelmez.
Bunun gibi günah işleyen de günah işlemekle Allah’ın varlığını, âlemlerin Rabbi olduğunu inkâr etmiş olmaz. Ancak yine de imanında bir noksanlık olduğunda şüphe yoktur. Bu noksanlık bir çok şubesi bulunan imanın, işlenen günahla ilgili şubesine ait bir noksanlıktır.
 Şu bir gerçektir ki; iman, bölünme kabul etmeyen bir bütündür. Bu nedenle Allah’ın haram kıldığı herhangi bir şeyin haramlığına inanmamak günah işlemekten çok farklı bir şeydir. Bu durumdaki kimse, iman nimetinden tamamen mahrum kalır.
Örnekteki, doktorun tavsiyesine uymayarak zehirli maddeyi yiyen de Allah’ın emrine karşı gevşeklik göstererek günahı işleyen de inkârcı olmaktan ziyade yaptığı işin zararını yeterince göremeyen kimselerdir. İşte İmam Gazalî’nin bahsettiği iman noksanlığı bu anlamda bir iman noksanlığıdır. Bu durumu iman zayıflığı tabiriyle ifade etmek mümkündür. Çünkü, bölünme kabul etmeyen iman kuvvetli veya  zayıf olabilmektedir.
 Günahların zararını bilip onlardan kaçınmak hususunda âzamî gayret gösteren bir müminin imanı, hiç şüphe yok ki günahı, çok da tehlikeli görmeyen müminin imanından daha kuvvetlidir.
Bu bakımdan tevbeyi imandaki bir noksanlığı giderme çabası olarak görmek mümkündür. Bu noksanlığın belirtisi, günahların zararını görememek, noksanlığın giderilmesi de bu zararı derinden kavrayacak hale gelmektir. Bu bakımdan tevbeyi bilinç düzeyindeki yükselme sonucu ortaya çıkan bir hal olarak tanımlamak yanlış olmasa gerektir.
Yukarıda söylenenleri göz önünde tutarak, tevbenin ilk adımı, günahların, zararını ve kul ile Rabbi arasında perde olduğunu bilmektir diyebiliriz. Bu bilginin kalpte yer etmesiyle insanın içinde bir elem peyda olur. Bu elem, Allah’ın sevgisini elde etme imkânı varken ondan mahrum kalma korkusundan doğan bir elemdir.
Kulun, kendisini Allah’ın sevgisinden mahrum bırakabilecek olan fiilinden dolayı içinde hissetiği eleme pişmanlık denir. Pişmanlık tevbenin en önemli rüknü olduğu için Efendimiz aleyhissalatu vesselam “pişmanlık tevbedir” buyurmuştur.  Pişmanlığın etkisiyle harekete geçen insan, biri içinde bulunduğu zamana, diğeri geçmişe, bir diğeri de geleceğe ait olmak üzere birtakım çabalara kendini mecbur hisseder.
İşlediği kötü bir fiilden dolayı pişman olan bir kimsenin, içinde bulunduğu zamana ait olarak yapacağı şey; günahı hemen terk etmektir. Geçmişe ait olarak yapacağı şey; günahın verdiği zararları telafi etmektir. Geleceğe ait olarak yapacağı şey ise kendisiyle Rabbi arasında perde olan günaha ömrünün sonuna kadar bir daha hiç dönmemeğe azm etmektir.
Müminin hal ve gidişini gözden geçirip Allah’ın rızasına uygun olmayan iş ve davranışlardan bir an önce kurtulma çabası içerisinde olması gerekir. Bu hususda acele etmeyip tevbeyi erteleyenlerin durumu, sağlam bir ağacı devirmeye çalışan deviremeyince de bir sene sonra deviririm diyerek bu işden vazgeçen orta yaşlı bir adamın durumuna benzetilmiştir. Adamın ağacı devirme işini ertelemesi yanlışdır; çünkü, bir sene sonra ağaç daha da sağlamlaşacak adam ise biraz daha yaşlanıp güçden düşecektir.
Prof.Dr.M.Tahir Yaren / Yalova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı ve Mantık Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
PaylaşŸ